İsmet Doğan resmini motive eden kaynaklar baştan beri renkli ve çeşitliydi.Toplumsal hareketlilik,hırçın ve radikal politik bilinç,köy-kent ikileminden doğan kültürel karmaşa,insan ilişkilerindeki yabancılaşma ve geniş bir çerçevede cinsellik önceleri içerik yoğun yoğun bir resim oluşumuna yol açtı.Tokatlanıp horlandığı halde kendisinden çok şey beklenen genç bir kuşağın resimleriydi bunlar.Gerçekten çok fazla şey bekleniyordu bu gençlikten.Herşeye rağmen susup oturması gibi.
İsmet Doğan resmi erken dönemde bu beklenenleri vermedi.Hayran olduğu 1905 Ekspresyonizmi'nin hırçınlığına yakın bir üslupla toplumsal basıncın en alt kademesindeki insanlar ve bu insanların içinde olduğu çelişkiler yumağı doldurdu tuvalini.Erotizmi çirkinleştirilmiş fahişeler,iri kemikli yüzlerinde çukura kaçmış hırslı bakışlarla köylüler,işçiler,giderek alevler içinde yanan,kül olan insan bedenleri dramatik bir anlatım yoğunluğu oluşturuyordu resimlerinde.Yaşanan mekanlara ve çevresine karşıda müdahaleci bir ilgi geliştirdi İsmet bu dönemde.Nitekim duvar yazıları,grafitler Türkiye'ye neo expresyonizm gelmeden çok önce belirdi tuvallerinde.
Bu çok renkli etkileşim ağı içinde ilerdeki eğilimlerini belirleyecek ilgi alanlarıda yavaş yavaş oluşmaya başladı.İsmet'in bugünkü resminin de ana problemleri olarak karşımıza çıkan depresif insan figürü ve kültürel kimlik sorunu bu erken resimlerinde beliriyordu.Giderek toplumsal yoğun içerik yerini resmin içsel problemlerinden biri olarak toplumsallığa bırakırken,sanatçının genç bir adam olarak kültürel kimliği,bu kimliğin araştırılması ve işlenmesi onun resminin belirleyici öğelerinden birine dönüşecekti.İnsan figürünün resmsel tanımı ile sanatçının kültürel kimliğinin tanımı ilk bakışta birbirinden uzak ilgi alanları olarak gözükse de bu iki sorun İsmet'in resim yaşamında oldukça ilginç bir birleşim oluşturdu.
Erken dönem resimlerinde insan figürü belirgin sosyo-kültürel göstergeler ve psiko-cinsel semboller bütünü olarak oluşuyordu.Figürün sosyo kültürel göstergeleri ressamın yetişme döneminde Türkiye'de sanatlar genelinde hakim toplumcu gerçekçi akımların etkileşiminin doğal sonucuydu.Resim sanatı özelinde toplumcu gerçekçilik en doğrudan kontaklarını figüratif anlayışla kurduğu için,aynı dönemde sanatçının temel dürtüsü bu verili çerçeve içinde toplumsal gereksinimlerden doğan,toplumsal gerçekler ve çelişkilerle yoğrulan ve bunların genelini yansıtan bir sanatsal olgunluğa erişmekti.Ancak 70'li yılların sonlarına doğru ''toplum''un sanattan böyle bir talebi olmadığı,gerçekte sanattan herhangi bir talebi olmadığı bariz olarak ortaya çıktı.Toplum istikrar istiyordu ve mentalite olarak toplumcu,ilerici,devrimci resim bu istikrarın duvarlarını süsleyemezdi.
Bu dönemde resim alanında birbiriyle iç içe iki gelişme meydana geldi.Bir yandan toplumcu gerçekçi figüratif resim hak etmediği ağır bir darbe yerken diğer bir yandan sanatçılar gözlerini tuvalin dışından tuvalin içine çevirme fırsatı buldular,başkalarına değil kendilerine,topluma değil bireye bakmaya başladılar.Öte yandan,doğrudan bir etkisi olmasa da,istikrar tedbirleri sonucunda alım gücü artan resim alıcısı kitle,kır-köy romantizmi ve yumruk-balyoz fetişizminden ikrah getirmiş,parasını daha ''Avrupa'ya özgü'' hatta ''Amerika'ya özgü'' sanatsal etkinliklere yatırma eğilimi içine girmişti.Bu oluşumlar eşliğinde Türkiye'de resim tarihinin en ciddi transformasyonu gerçekleşti.En ciddi transformasyondu çünkü Avrupa'ya gidip Empresyonizm'i ya da Kübizm'i getirmekle değil bizzat iç dinamiklerin körüklemesiyle meydana geliyordu.
Bugünkü İsmet Doğan resmi de diğer birçok sanatçının resmi gibi bu transformasyonun eseri olarak ortaya çıktı.İsmet'in tuvalinde insan figürü öncelikle sosyo kültürel tanımlamalardan giderek sıyrıldı.Daha sonraları ise belirgin cinsel fiziksel belirtgeçler kayboldu.İnsan figürü bir yandan tuval içinde eşya fiziğinden bağımsız bir hareket özgürlüğü kazanırken diğer bir yandanda içsel oluşumu hareketli bir deformasyona uğradı.Öyleki çoğu kez insan figürü resim kompozisyonunu oluşturan ya da tam aksine bozup sabote eden ya da yeniden düzenleyen,kendi uzayını belirlerken aynı uzayda eriyip kaybolabilen bir kütle,bir varlık haline dönüştü.Bu denli hareket özgürlüğü içinde varolan bir kütlenin yerleşik anatomik kalıplara oturtulmasıda beklenemezdi.Çoğunlukla aykırı anatomik bünyeler haline dönüştü insan figürleri.Bu soyutlanma sürecinde figürün yapılanması değil varoluşu,kurgusu değil emprovize oluşumu ön plana çıktı.Artık ressam tuvalin dışında varolan insan figürüne değil tuval içinde yer alan insan figürünün varoluş sorunlarına bakıyordu doğrudan.İnsan figürü üzerinde benzer deneyler Ömer Uluç ve Mustafa Ata resminde kendilerine özgü biçimlerde gözlenebilir.Uluç'tan ve Ata'dan farklı olarak İsmet Doğan resmi soyutlanmış insan figürününhareket grafiği yada kütlevi yapılaşmasını değil başlıbaşına varlığını,varoluş sorununu ele alıyor.Varolmayla yokolma arasındaki o biranlık ve sonsuz çelişkiyi arıyor.İnsan figürü kendisini kuşatan uzayı dışlamıyor.Çoğunlukla o uzayın içinde eriyor ya da o uzayı içinde barındırıyor.Varlıkla yokluk arasında gidip gelirken renk düzeni,rastlantısal lekenin değerlendirilmesi ve dokusal niteliklerle espastan ayrılıyor.Gerek varlığını gerekse yokluğunu yine kendi atmosferiyle ilişkilerinde buluyor.
İsmet Doğan belirgin tanımlamalardan sıyrılırken insan figürüyle bireysel varoluşun analizine yöneliyor.Bunu yaparken de bilinçli yada rastlantısal olarak egzistansiyalist bir eğilim sergiliyor.İnsan varoluşunun bilimsel yada idealist anlamda tam olarak açıklanabilir yada tanımlanabilir bir olgu değil onun için.Önemli olan bireyin yalın,özgür ve sorumlu varoluşu,bu varoluşun etiği,kendine özgü değerleri ve subjektif yaşam pratiği,işte bu pratik resmedilirken izole edilmiş bireysel duruşun,gerçekte varoluşçu duruşun,acı,heyecan,korku ve sancı ile yoğrulmuş tezahürü olarak beliriyor tuvallerdeki insan figürü.
Doğan'ın 1984-88 yılları arasındaki çalışmalarında bu felsefi tansiyonu bulmak mümkün değil.Bu çalışmalarada insan figürü belirgin cinsiyet özelliklerle tanımlanıyor ve öncelikle kadın figürü etrafında psiko-sosyal içerikler ön plana çıkıyor.Sanatçı son iki yıllık dönemde özellikle insan figürü araştırmalarında toplumsal olarak varolanın sorunsalından yola çıkıp bireysel varoluşun sorunsalına yöneliyor.Bu yöneliş sanatçının resmin içsel sorunlarına giderek artan bir önem atfetmesiylede eşzamanlı.Bu süreç içinde gerek teknik gerekse stilistik açıdan az rastlanır çeşitlilikte bir deneysellik gözleniyor tuvallerinde.
İsmet Doğan resminin diğer bir belirleyici özelliğide sanatçının kültürel kimliğine atfettiği önemle ortaya çıktı.Sanatçı öğrencilik döneminden başlayarak Osmanlı ve Türkiye kültürlerine yoğun ilgi duydu.Bu ilginin içerdiği en önemli sorun çok renkli ve kozmopolit Osmanlı kültürleriyle,Osmanlı sonrası Türkiye kültürleri arasında gerek bilinçli politikaların zorlaması,gerekse de kendiliğinden oluşumlarla ortaya çıkan irtibatsızlık,derin uçurum oldu.Bilinmezleri bilinenlerinden çok daha fazla olan bu kopukluk İsmet'i meşgul eden ve aynı zamanda motive eden bir olguydu.Bu ilgi başlarda büyülenme derecesinde etkilenme niteliği taşırken giderek analitik ve septik bir yapı kazandı.Minyatürden kilime,mimariden ebruya dek uzanan geniş bir ilgi alanıydı bu.Çağdaş batılı kültürlerin sistematik düşünsel temellere oturtulmuş kurumları,bu kurumların eğitim kalıpları çerçevesinde ele alınması gerekiyordu yerel,geleneksel ve ulusal olanın.Çünkü sanatçının aldığı eğitim bunu gerektiriyordu.Ancak İ,smet bu kalıbın dışına çıkabilmeyi kısmen başardı.İslami kaligrafiyi,Osmanlı süsleme sanatlarını ele alırken oryantalist eğilime kapılmadı.Yerel,ulusal ve geleneksel kültür değerlerini,bu değerleri oluşturan tarihsel,düşünsel süreçlerin özgünlüğünü gözardı etmeden değerlendirdi.
Bu değerlerin tuvalde ele alınması modern resim savıyla hareket eden her sanatçı için belirli riskler taşıyordu.İsmet'in resmide zaman zaman süslemeci eğilimler taşıdığı gerekçesiyle eleştirilere hedef oldu.Ancak bu eleştirilerin berraklaştığı ciddi bir araştırma yapılmadı bugüne dek.
İsmet geleneksel ve yerel olanı modern sanatların en etkili yöntemi,söylemi olan ''Kolaj''la işledi.Resminde kullandığı kaligrafik,süslemeci öğeleri daha çok göstermeci bir üslupla ele aldı.Bu bir anlamda,dekoratif ve fonksiyonel olanın modern resim diliyle kodlanması,bugüne taşınabilen estetik değerlerin çağdaş anlatım,gösterim olanaklarına kavuşturulmasıydı.Bu noktada İsmet Doğan resmi,örneğin Erol Akyavaş resmi ile farklılaştı.
İsmet,bireysel varoluşun sorunlarını tartışırken aynı tuvalde minyatüre özgü bir tavırla çerçevelediği kolajlarla karmaşık ve tarihsel bir kültürel odak oluşturmaya çabaladı.Bu çaba süslemeci ve fonksiyonel olan kültürel değerlein en azından tartışılabilir bir ''background''olduğu savını taşıyordu.
Son dönem İsmet Doğan resminde post modernist akımların ciddi etkileri ortaya çıktı.Sanatçının son sergisinde doğrudan doğruya resim sanatının özgün karakterini,diğer sanat dalları ile ilişkilerini ve ressam kavramını tartışma alanına çektiği gözlendi.
Oldukça yeni olan bu gelişmeler İsmet'in sanatına kuşkusuz yeni tadlar getirecek.
Yazarı: Can Külahlıoğlu